İnsanoğlu, dünya adı verilen bu imtihan yurdunda bazen görünmez ağırlıkların ve sebepsiz sıkıntıların pençesinde kalır. Kalbe çöken o ağır tazyik; ruhun kendi gurbetinden duyduğu hicranın, fani olanın baki olana duyduğu iştiyakın bir neticesidir. Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim'de bu manevi daralmaları başıboş bırakmamış, kulunun imdadına inayet kelimeleriyle yetişmiştir. İç daralması için dua etmek, kulun acziyetini itiraf ederek o sonsuz rahmet kapısını çalması, göğsünün daraldığı anlarda ilahi bir nefestir. Özellikle İnşirah Suresi tefekkürü, her zorlukla beraber muhakkak bir kolaylığın yaratıldığını müjdeleyerek kulun ufkunu aydınlatır, basiretini açar ve ümitsizlik girdabından çekip alır.
Stres ve panik anlarında dilimize ecir olarak gelen ferahlık duası, sadece psikolojik bir rahatlama değil, aynı zamanda hakiki bir kulluk duruşudur. Efendimiz (sav), keder ve hüzün zamanlarında Yüce Yaratıcı'ya sığınmış, ümmetine de kalbi saflaştıran bu nebevi sığınakları miras bırakmıştır. Hz. Yunus'un balık karnındaki karanlıklar içinde yakardığı o eşsiz nida, kulun her türlü çıkmaz sokakta sığınacağı en kudretli limandır. 'Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimin' zikri, nefsin zulmünden kurtulup ilahi rahmetin adaletine sığınmanın en saf halidir. Bu mübarek kelimeler, kulun dilinde eridikçe kalpteki düğümler çözülür, ruh aniden genişleyen bir kainat ferahlığına erer.