Rızık, yalnızca mideye giden gıda değil; kalbin huzuru, ömrün bereketi, akıl ve imanın selameti demektir. Kainatın Yaratıcısı, mülkü dilediğine verir ancak rızkın taksimini hikmetiyle tayin etmiştir. Kulun vazifesi, esbabına sarıldıktan sonra ellerini semaya kaldırarak Müsebbibü'l-esbâb olan Allah'a yönelmektir. Kur'an-ı Kerim'de 'Kim Allah'tan sakınırsa, O kendisine bir çıkış yolu açar ve ona beklemediği yerden rızık verir' (Talak, 2-3) buyrulmuştur. Bu ayet, takva ile rızık arasındaki kopmaz bağı en latif şekilde gözler önüne serer. Kul, helal dairede sabırla çalışırken dilini istiğfarla, kalbini ise tevekkülle süslediğinde, darlık asrında bile bir bolluk iklimi yaşar.
Nebevî gelenekte rızık, sadece maddi bir kazanç olarak görülmemiş, huzurun ve şükrün anahtarı kabul edilmiştir. Efendimiz (sav), darlıktan ve borç yükünden Allah'a sığınmış, ümmetine de bu istikamette dualar öğretmiştir. Özellikle borçtan kurtulma duası ve rızık açma duası niteliğindeki nebevî yakarışlar, kulun acziyetini itiraf edip O'nun sonsuz hazinesine sığınmasının en güzel nişanesidir. Vakıa suresi ve rızık arasındaki manevi köprü ise, her gece bu sureyi okuyan kalbin fakirlik görmeyeceği müjdesiyle perçinlenmiştir. Kul, Ya Rezzak Ya Basit esmaları ile zikrettiğinde, Allah'ın hem rızkı veren hem de onu dilediğince genişleten sıfatını ruhunda hisseder.