İnsanoğlu, varoluş gayesini gerçekleştirmeye çalışırken görünmeyen ve görünen nice imtihanla yüzleşir. Bunların en sinsi olanlarından biri, kalpleri kemiren haset ve ruhları tesiri altına alan nazar yani kem göz meselesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sahih hadislerinde nazarın hak olduğunu, hatta insanı mezara, deveyi tencereye sokabilecek kadar keskin bir tesire sahip bulunduğunu bildirmiştir. İşte bu noktada, kulun Rabbine sığınması, O'nun sonsuz rahmet ve kudret hanesine iltica etmesi bir lütuf değil, acil bir zarurettir. Ayetel Kürsi koruma kalkanı, kalbe inen en emin sığınaktır; o okunurken mahlûkatın fevkinde bir azametle kuşatıldığını idrak eder mümin. Her bir harfi, kul ile tehlike arasına çekilen aşılmaz bir seddir.
Hasetten korunma duası ve özellikle felak nas suresi tefekkürü, insanın iç dünyasını arındıran ve dışarıdan gelen manevi zehirlere karşı adeta bir antikor üreten ilahi formüllerdir. Kul, bu sureleri okurken sadece kelimeleri telaffuz etmez; aynı zamanda Rabb'in 'Felâk' ve 'Nâs' sıfatlarına sığınarak sabahın ve insanların Rabbine boyun eğer. Ev ve çocukları koruma duası ise, emanetlerin en kıymetlisi olan yavrularımızı ve yuvalarımızı meleklerin kanatları altında muhafaza etme gayretidir. Hz. İbrahim'in evlatlarına okuduğu 'Eûzü bi kelimâtillâhi't-tâmmeti...' duası, asırlardır nesilleri koruyan nebevi bir mirastır. Bu dualar, kalpte itminan ve huzur meydana getirirken, dünya ve ahiret dengesini de muhafaza eder.